|
Küçükköy’ün tarihini irdelemek için 1462’lere
doğru bir gezinti yapmamız gerekir... O tarihlerde Küçükköy’ün tam karşısındaki
Midilli Adası’nda Gateluzio isimli prens vardı. Gateluzio, ağabeyi Domini
ko’yu
öldürüp, yönetimi eline geçiren gaddar, ama oldukça da kurnaz bir yöneticiydi.
Midilli Prensliği, daha önce yapılan anlaşmaya göre Osmanlı’ya yılda 4000 altın
veriyordu. Gateluzio, bir yandan Osmanlılara bağlı görünüyor, öte yandan
Latinlerle gizlice haberleşiyor ve onların donanmasının yardımına güvenerek
vergi ödemeyi ihmal ediyordu. Ayrıca Akdeniz’de Osmanlı kıyılarını tahrip ederek
Midilli’ye sığınan Katalan korsanlarından da hisse alıyordu. Daha önemlisi,
Papa’nın, Doğu Akdeniz adalarına hakim olmak için gönderdiği donanma, Midilli’ye
gelip, onunla Osmanlı aleyhine ittifak yapmıştı. Osmanlının uyarıları fayda
vermiyordu. Nihayet 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet, komutanlarından Mahmut
Paşa’yı 200 gemilik donanma ile Midilli’ye gönderdi ve savaş başladı. Diğer
yandan kendisi de Bursa üzerinden Edremit Körfezi’ne doğru yola çıktı. Tozu
dumana katan atlılar önce Yayaköy’e (Gömeç), oradan da Ayvalık’ın güneyindeki
Ayazment’e (Altınova) geldi. Bir ara Midilli’ye geçti. Ada, kısa zamanda
prensleri ile teslim oldu...
Köy
kuruluyor İşte, Küçükköy bu tarihte doğdu. Midilli
Adası’nda kaleye 200 yeniçeri, 300 azap muhafızı yerleştirildi.
Ada yeniden
korsanların ve diğerlerinin eline geçmesin diye şimdiki “Küçükköy”ün olduğu yere
de yeniçeriler yerleştirildi. Köyün ismi de, yeniçeri anlamına gelen
“Yeniçarhion” oldu... Zamanla burada yönetimi Rumlar ele geçirmiş. Onlarda
buraya “Küçükköy” demişler... Küçükköy’de şimdi çoğunluğu “Boşnak” dediğimiz,
Yugoslavya’dan gelen Türkler, biraz “Adalı” diye tabir edilen Midilli’den
gelenler, biraz da Serezli’ler var..Boşnakların ilk grubu, 1893 ikinci grubu
1913’te “Küçükköy”e gelmiş. Misafirperver, sıcakkanlı insanlar. Genelde uzun
boylu, sporu seven, sarışın kumral karışımı... Yemek kültürleri çok zengin, et
ve hamur sofralarından eksik olmaz... Potoplika, Rıbica, Sispara, Papara, Piryan
gibi yemekler. Börek ise yufkası elle açılır. Kıymalı, peynirli, patlıcanlı,
kabaklı, ne çeşit istersen var, yemeye doyum olmaz. Birde Soka denilen peynirle
yapılan turşu ve şekerpare denilen, insana parmak yalatan bir tatlı... Boşnaklar
damak zevki olan insanlardır...Ayvalık merkezine 7 km uzaklıktaki bir ovaya
kurulmuş olan köy, tipik mimarisi ile göze çarpar. Köy halkı geçimini turizm,
hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerden sağlar. Geçimini tarım ürünleri ile
sağlayan köy halkının %80 i zeytincilik, %20
si ise tahıl ürünleri ile
uğraşmaktadır. Türkiye’nin en uzun ve en iyi kumsalına adını veren Sarımsaklı
plajları belde sınırları içerisindedir. Eşsiz güneşi, kumu ve denizi ile her yıl
çok sayıda yerli ve yabancı turist çeker. Sarımsaklı plajlarında bulunan otel,
motel, restaurant, cafe ve alış veriş merkezleri belde halkının önemli bir geçim
kaynağını teşkil eder. Köy içerisinde 19 yüzyıldan kalma üç kilise ve üç
manastır olduğu söylenmektedir. Bunlardan biri şu anda cami olarak kullanılan
Ayiu Athanasiu kilisesidir. Yine köy içerisinde çok sayıda çeşme bulunmaktadır.
Fakat bu tarihi eserler üzerinde düzgün bir inceleme veya bilimsel araştırma
yapılmamıştır Bitki örtüsü ise, doğal çam ormanları ile kaplı olup bir oksijen
çadırını andıran temiz havası yörenin en önemli özelliklerindendir. Yöreye ait
2,5 milyon zeytin ağacının bir kısmı belde sınırları içerisinde yer alır. Belde
yaz aylarında sıcak ve kurak kış aylarında ise yağışlı ve aşırı rüzgarlı bir
iklime sahiptir. Ege kıyılarına has imbat rüzgarı beldede bulunanlara yazın en
sıcak günlerinde bile rahatlıkla hareket serbestliği sağlar.
|